5 Şubat 2011 Cumartesi

Abdurrahmani Taği (Seyda-i Taği ) (K.S.)


 


Adı Abdurrahman, lakabı; Seyda-i Taği'dir.

Aslen Siirt'in kazası Şirvan' lıdırlar. Babaları Molla Mahmud namında Gavs'ı Hizani'nin (Seyyid Sıbgatullahi Arvasi) müridi idi.

Hicri 1249'da dünyaya gelirler. Ömürlerinin büyük bölümü Hizan'ın bir köyü olan Tağ'da geçtiğinden köyün ismine atfen Seyda-i Taği namıyla şöhret bulmuş, sonradan Norşin'e yerleşiyorlar ve orada vefat ediyorlar.

Önceleri meşhur Sipikan aşiretinden olan Molla Resuli Sipiki'nin yanında okurlar, sonra da Molla Abdurrahmanı Melekendi'nin (Melekend, Bulanık'ın bir köyüdür) yanında okurlar.

Seyda-i Taği evvela Kadiri tarikatına girmiş ve Kadiri Şeyhlerinden olan Şeyh Abdulbariyi Çilçaki'nin (Çilçak, Hizan'ın bir köyüdür) yanında amel ederler. Ayrıca o zamanlar Gavs-ı Hizaninin münkiri idi...

Seydanın Gavs-ı Hizaniye teslim oluşu ilginçtir. Olay şöyle olur; Seydanın bulunduğu köy olan Tağ'da halk, tümüyle kadiri tarikatına mensup, bir kişi hariç; bu zat Süleyman Efendi adında Gavsi Hizani'nin sofusudur. Seyda zaman zaman bu sofu ile latife eder; "Süleyman efendi, Gavsın nasıl? Neler yapıyor?" gibisinden laflar ederdi. Süleyman efendi de bu sözlere içerlendiği halde Seydaya olan saygısından, "Aman efendim elini öpeyim bana ne dersen de, mürşidime deme!" diye geçiştirirdi. Yine bir gün Süleyman Efendi Gavsın ziyaretine gider gelir. Seyda bunu duyar ve bir müddet sonra Süleyman Efendiyi görünce yine takılarak "Süleyman Efendi Gavsın nasıldı, neler yapıyor?" diye konuşunca Süleyman Efendi de;

"Ah Seyda keşke sen, bizimle Gavsın köyü arasında bir köprü mahiyetinde olan şu Karasuyu geçsen de Gavsımın neler yaptığını bir görsen!" diye karşılık verir. Bu cevap seydanın beyninde müthiş bir etki yapar ve aklından çıkmaz. Akşam olur uyku yok, nihayet dayanamaz ve yarı gece yatağından kalkarak doğruca Süleyman efendinin evine... Kapıyı çalar "Süleyman efendi, Süleyman efendi!" ev sahibi şaşkınlık içinde yataktan kalkar. "Hayırdır Seyda, gecenin bu saatinde?" Seyda "Efendi senin gözlerin aklımdan çıkmıyor mürşidini mutlaka görmem lazım kalk gidelim." "Aman Seyda gecenin bu saatinde?" Hiç olmazsa yarını beklesen de gündüz gözü ile gitsek?" imkansız yarını bekleyemeyeceğim" der. Ve nihayet giderler, varış ve Gavs'ın huzuru... Seyda oturur seyre başlar. Gavs'tan çıt yok bu sessizlik tam kırk gün devam eder. Seyda'da bu zaman zarfında en ufak bir sıkıntı yok. Nihayet kırkıncı gün "Molla Abdurrahman hoş geldin! Hayırdır İnşaallah?" diye Gavs sohbete başlar, Seyda da "Kurban Gavs'a geldik" diye karşılık verir ve oluş...

Seydanın asıl seydalığı Gavsın vefatından sonra başlar. Şeriata o kadar bağlanırlar ki, en ufak bir ayrılığa bile tahammülleri olmaz. Sünnet ittibaları dillere destan. Bu dini mubinin Bid'at ve hurafelerle donanmaması için ehli ilme yönelir ve talebe yetiştirirdi. Nihayet öyle öğrenciler yetiştirir ki, bilgi seviyeleri dillerde... 0 günkü durumu üstat Bediüzzaman'dan okuyalım :

"Hem o nahiyemiz olan Hizan kazasına tabi İsparitte birdenbire meşhur Seyda namında Şeyh Abdurrahmani Taği'nin himmeti ile o kadar çok talebe ve hocalar ve alimler çıktılar ki, bütün Kürdistan onlarla iftihar eder, bir şekil aldığı zaman, içlerinde münazari ilmiyye ve pek büyük bir himmetle ve pek geniş bir daire-i ilim ve tarikat için de öyle bir vaziyet hissediyordum ki, güya yeryüzünü fethedecek bu hocalardır..." (Emirdağ Lahikası c.l, sh: 53)

Resulu Zişan'a ittiba'dan bahsetmiştik. Bu ittibaın nerelere kadar olduğuna bir Örnek:

"Seyda yaşadığı müddetle kendi evlat ve akrabaları arasında dikkat ettiği bir şey vardı. 0 da şu: Kim bir elbise veya entari alırsa o elbiseyi aldığı gibi giymez. Eski elbiseleri altına giyerdi ta ki ilk yeniliğini geçirinceye kadar. Bir gün tüm ev halkı gece teheccühe kalkarlar yalnız en çok sevilen küçük kızı hariç. Bir müddet sonra o da kalkar bakar ki herkes namazı bitirmiş başka ibadetlerle meşgul, çok üzülür o güne kadar kalktığı halde bu gece nasıl kalkmamıştı? Muhasebe-i nefse girer bakar ki yaptığı bir hata aklına gelmiyor o anda üzerindeki yeni fistanı göze çarpar hemen üzerinden çıkararak Seydanın huzuruna varır; Seyda'nın kaşları çatıktır. "Babacığım yemin ederim ki bu yeni elbisenin üzerimde olduğunu unutmuşum. İnşaallah bir daha giymeyeceğim." der. Seyda: "Sevgili kızım, Peygamberimiz (S.A.V) bir seferinden dönünce adeti üzere önce çok sevdiği kızı Hz. Fatıma' yı ziyaret eder. Odasına girer girmez kaşları çatık dışarı çıkar gider. Hz. Fatıma duruma çok üzülür. Nihayet bakar ki, boynunda altından bir gerdanlık var. "Herhalde babam bundan kızdı" diye düşünerek hemen gerdanlığı çıkarıp biri vasıtası ile sattırmaya ve parasını da fakirlere sadaka etmeye gönderir. Emir yerine getirilir. Ardından Peygamberimiz (S.A.V) durumdan haberdar edilir. 0 da hemen sevgili kızını ziyarete gelir. Sorarlar: "Sevgili kızım senin bir altın kolyen vardı ne oldu?" Sevgili babacığım evimden kızgınlıkla çıktığını görünce ondan olduğunu zannettim. Hemen çıkarıp sattırdım. Parasını da fakirlere sadaka ettim." "Evet kızım ondan kızmıştım. Benim Evladü iyalimin bu dünyada güzel şeylerle avunmasını istemiyorum. Tüm güzelliğin öbür alemde olmasını isterim." buyurur. Seyda: "İşte kızım, buna ittiba'en kendi ailemden kimsenin yeni olan bir şeyi dıştan görünecek. bir şekilde giyilmesini istemiyorum." diye cevaplar.

Seyda yaşadığı hayat süresince hiç bir mü'mini rahatsız etmemeye çok dikkat ederdi. Bulunduğu yere ziyarete gelenlerin sayısı gün geçtikçe fazlalaştığından, bir gün seyda misafirlerinin ihtiyaçlarını daha iyi karşılamak için kendi arazisinde bir değirmenin yapılmasını emretti, o zamanlar Seyda' nın köyüne yakın bir köyde bir değirmen daha vardı. Seyda dahil herkesin buğdayı oraya giderdi. Nihayet değirmen bitti ve işlemeye başlayınca, Seyda ikinci bir haber gönderir. "Değirmeni yıkın!" Nedeni sorulduğunda Seyda, "Yakın komşumuzun bir değirmeni vardı değil mi?" "Evet." "Peki bizim değirmen işe başlasa hangisi daha iyi işler?" "Elbetteki seyda tercih edilir." "0 halde bizim yüzümüzden bir mü'min zarar etmemeli onun için değirmen yıkılmalıdır!" buyurur ve değirmen bir anda yıkılır.

Seydanın kerametlerine gelince onları sayabilmek mümkün değil, biz burada bir tanesini anlatmakla iktifa edeceğiz. Mürit olmayan bir zat anlatıyor. (bu zat Molla Ömeri Siîrti diye tanınırdı) : "Seyda Halenzi' ye (Siirt' in bir köyüne) geldi. Bunu duyan Siirt'in mollaları yanına gitti babamda beraberdi. Yolda iki meşhur alim birbirini methetmeye başlar . Biri; "Bu civarda Farsça edebiyatta benden üstünü var mı?" Diğeri:"Arapça'da da benden üstünü var mı?" dedi ve Seydanın huzuruna girildiğinde çıt yok. Daha kimse konuşmadan Seyda biri Farsça, diğeri Arapça iki kitap getirtti ve her birini kendilerini öven alimlere uzatarak kitabın herhangi bir yerini açıp "Burayı okur musun?" diye ikisine de emretti. İkisi de sanki dilleri tutulmuşçasına bir tek kelime okuyamadılar . Ziyaretten sonra geri dönerlerken daha yolda ikisi de kendilerine gösterilen şeylerin aslında çok kolay olduğunu söyleyip ezber okudukları halde huzurundaki duruma hayret edip, seydanın kerameti olduğunu anladılar ve kendilerini methettikleri için çok utandılar.

Seyda zaman zaman vefat eden müritleri için yaptıkları murakabe de kimin azap içinde olduğunu anlarsa onun için hemen hatmei tehlil yaptırırdı.

Seydaya sordular: "Kalp, ruh, sır, hafa ve ahfa letaifinde ne gibi haller meydana gelir?"

"Kalbin kemal makamında, huzur ve çeşitli tecelliler, ruhun kemal makamında, cezbe ve muhabbet, sırın kemalinde tevhidin bir çeşidi, hafanın kemalinde istiğrakın bir çeşidi, ahfanın kemalinde de, bir çeşit izmihlal ve vahdetin muradı vardır."

Seydaya sordular: "Bütün tarikatlarda müridan çeşitli mürşitlere makam veriyorlar ne diyorsunuz?"

Seyda kızarak: "Eğer o kimseler bir velinin makamını levhi mahfuzda görmüşse, o velinin hakkında filan makamdadır desin, yok eğer görmemişse, o velinin hakkında boşuna yalan atmasın."

Seyda 57 yıl yaşadı, vefatının bile Resulü Ekrem'e (S.A.V) uyması için dua ettiğinden asıl köyü olan Tağ'da değil de yazları gelip dinlendiği Norşin'de vefat etti. Ve orada gömüldü. Hicri 1301.

Seyda ardından 5'i kız, 6'sı erkek 11 evlat bıraktı. Erkek evladı şunlardır:

ŞeyhMuhammed Diyauddin (Hazreti Sani)

Şeyh Abdurrahim

Şeyh Muhammed Raşid (Bu üç evlat aynı annedendir.)

Muhammed Eşref

Muhammed Derviş

Muhammed Said (Bu zat birinci dünya savaşında şehit düşmüştür.)

Seyda kendisinden sonra bu tarikatı aliyeyi devam ettirecek 19 tane halife bıraktı. Bunlar:

1.Bizim silsilemizin Seydai Taği'hz'nin ilk halifesi Muhammed Sami-il Erzincani (K.S.)
2. Şeyh İbrahim Çokresi
3. Şeyh Mustafa (Bitlis)
4. Şeyh Süleyman
5. Şeyh Yusuf (Bitlis)
6. Şeyh Fethullah (Verkanis)
7. Şeyh Abdülhadi Çarçahi
8. Şeyh İbrahim (Bulanık)
9. Seyyid Tahir Abri
10. Molla Ahmet Taşkesenli (Erzurum)
11. Molla Abdullah (Hizan)
12. Şeyh Abdullah (Nurşin)
13. Şeyh Reşit (Nurşin)
14. Seyyid İbrahim (Siirt) Zukayd
15. Seyd Abdulkahhar (Siirt)
16. Şeyh Abdulhakim (Siirt)
17. Şeyh Abdulkadir Melekand (Hezan)
18. Haceli Yusuf (Hınıs)

Mübarek hilyeleri: Seyda kısa boylu, esmer ve gür sakallı idi


Abdurrahmanı Tahi (k.s.) Hazretleri'nin hayatını ve fikirlerini anlatan İŞARETLER adlı kitapta Tahi (k.s.) Hazretleri'nin birinci halifesi olarak Piri Sâmî (k.s.) Hazretleri gösterilmiştir. (Ümran Yayınları, s. 18)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Gönder